09/24/2026 | Press release | Distributed by Public on 09/24/2026 04:11
-"(Terörsüz Türkiye sürecinde Meclis'e düşen mesuliyetler) İlki, kanunun tatbikini, kurulacak İzleme Komisyonu eliyle takip etmektir. İkincisi, güvenlik kurumlarının, terör örgütünün feshi ve silahsızlanmasına ilişkin yapacağı tespitler ile yürütmenin dosya bazındaki kararlarını hukuk ölçüsü içinde izlemektir. Üçüncüsü, ihtiyaç duyulacak yeni yasal düzenlemeler olduğu takdirde bu konuları mutabakatla ele almak için çalışmaktır"
-"Kanun kapıyı açmıştır. Kalıcı neticeyi adil uygulama, yargısal güvence ve siyasi nezaket sağlayacaktır. Meclis'in vazifesi, Türk'ün gururu ile Kürt'ün onurunu aynı hukukta koruyan müşterek hayatı kurumsal hale getirmektir"
-"Bölgemizde atılacak ilk kritik adım, devlet dışı silahlı yapıların meşru siyasal aktör muamelesi görmesine son verilmesidir. Irak'ın, İran'ın, Suriye'nin ve Lübnan'ın egemenliği, toprak bütünlüğü ve yurttaşlarının eşitliği ortak ilke sayılmalıdır"
-"Terörsüz bölge hedefimiz, egemen devletlerin adalet, karşılıklı saygı ve iş birliği temelinde kuvvetlenmesini esas alır. Terörsüz bölge hedefimiz bir asır önce emperyalistlerin paramparça ettiği bölgemizde dağılan parçaları yeniden bir araya getirme, birleştirme, bütünleştirme çabasıdır"
-"Suriye ve Irak için teklifimiz, Türkiye'deki çalışmaların birebir kopyalanması olamaz. İki ülkenin tarihi ve toplumsal şartları ayrıdır. Aktarılabilecek olan usuldür"
-"Eldeki silahların bırakılması kafi gelmez, zihinlerdeki silahlar da terk edilmelidir. Bundan sonra öncelikle kullanılan dil düzeltilmeli ne ayrımcılığa ne de ayrılıkçılığa zemin hazırlanmalıdır"
-"Yaklaşık yarım asır boyunca canlarımızı alan, kaynaklarımızı tüketen ve aramıza tefrikanın girmesini amaçlayan terör örgütleri, hukuk ve demokratik siyaset içinde tasfiye edilmiş olacaktır. Devredeceğimiz mirasın özü, terör örgütünün silah bırakmasından daha derindir. Asıl miras, devlet aklı ile millet vicdanının aynı istikamette buluşmasıdır"
Kurtulmuş, Ortadoğu Araştırmaları Merkezi'nin (ORSAM) yayını Ortadoğu Analiz Dergisi'nin Eylül-Ekim sayısı için verdiği röportajda Terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge sürecine ilişkin değerlendirmede bulundu, soruları yanıtladı.
TBMM Başkanı Kurtulmuş, Terörsüz Türkiye hedefi kapsamında TBMM'de icra edilen çalışmaların meselenin tek başına bir güvenlik konusu olmadığını ve sürecin milli iradenin açık denetiminde ilerletilmesi anlamına geldiğini belirtti.
Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu'nun 5 Ağustos 2025'te başlayan toplantılarının, 21 oturum boyunca farklı siyasi kanaatleri ve toplumsal kesimleri aynı masa etrafında buluşturduğunu ifade eden Kurtulmuş, Komisyon toplantılarında konuşanların sözünün kısıtlanmadığını, acıların yarıştırılmadığını ve tüm fikir, tavsiye ve çekincelerin dikkatle kayıt altına alındığını ifade etti.
18 Şubat 2026'da büyük bir uzlaşıyla kabul edilen komisyon raporunun ve 10 Ağustos 2026 günü 467 milletvekilinin desteğini alan Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesi Kanunu'nun güçlü toplumsal talebin parlamenter iradeye dönüşmesi olduğunu kaydetti.
Bu sürecin önceki çözüm arayışlarından ayrılan esas vasfının, Meclis'te yer alan partilerin neredeyse tamamının sürecin her aşamasında yer alması olduğunu dile getiren Kurtulmuş, böylece, partiler eliyle milletin siyasi sahipliğinin sağlandığını vurguladı. Kurtulmuş, "Tüm görüşler milli egemenlik çatısı altında görünür hale gelmiştir. Kaygı bildiren yurttaşın sözü de milletin iradesinin içinde değerlendirilmiştir." ifadesini kullandı.
Gerek komisyon çalışmalarının gerek raporun hazırlanma sürecinin gerekse de yasanın kabul edilme safhasının TBMM'nin gücünü ve demokratik etkisini göstermesi bakımından tarihi öneme sahip olduğunun altını çizen Kurtulmuş, ayrıca, dünyadaki çoğu çatışma çözümleri örneğinden farklı olarak harici bir "üçüncü göz"e ihtiyaç duyulmadığını ve milli bir imkan olarak Meclis'in gücünden yararlanıldığını kaydetti.
- "Yeni safhada Meclis'e üç mesuliyet düşüyor"
Yeni safhada Meclis'e üç mesuliyetin düştüğüne dikkati çeken Kurtulmuş, değerlendirmesini şöyle sürdürdü:
"İlki, kanunun tatbikini, kurulacak İzleme Komisyonu eliyle takip etmektir. İkincisi, güvenlik kurumlarının, terör örgütünün feshi ve silahsızlanmasına ilişkin yapacağı tespitler ile yürütmenin dosya bazındaki kararlarını hukuk ölçüsü içinde izlemektir. Üçüncüsü, ihtiyaç duyulacak yeni yasal düzenlemeler olduğu takdirde bu konuları mutabakatla ele almak için çalışmaktır.
Kanun kapıyı açmıştır. Kalıcı neticeyi adil uygulama, yargısal güvence ve siyasi nezaket sağlayacaktır. Meclis'in vazifesi, Türk'ün gururu ile Kürt'ün onurunu aynı hukukta koruyan müşterek hayatı kurumsal hale getirmektir."
- "Coğrafyamız mezhepçi ayrışmalar ve etnik fay hatları üzerinden uzun süredir parçalanmaya çalışılıyor"
Terörsüz bölge vizyonunun, Türkiye'de elde edilen huzur ve sükunetin hudutlardan ibaret olmayacağını ifade ettiğini belirten Kurtulmuş, şunları kaydetti:
"Coğrafyamız mezhepçi ayrışmalar ve etnik fay hatları üzerinden uzun süredir parçalanmaya çalışılıyor. İsrail hükümetinin Gazze soykırımı ve çevresindeki ülkelere yönelen saldırganlığı, iç kalemizi tahkim etmenin önemini daha da artırıyor. Türkiye birlik ve beraberlik içinde kardeşlik hukukunu kuvvetlendirdikçe, bölgemizde uygulamaya konulan parçalanma projelerine karşı daha tesirli bir merkez haline gelecektir.
Bölgemizde atılacak ilk kritik adım, devlet dışı silahlı yapıların meşru siyasal aktör muamelesi görmesine son verilmesidir. Irak'ın, İran'ın, Suriye'nin ve Lübnan'ın egemenliği, toprak bütünlüğü ve yurttaşlarının eşitliği ortak ilke sayılmalıdır. İkinci adım, sınır güvenliği, istihbarat paylaşımı ve yasa dışı finansman ağlarının kesilmesi alanlarında daimi bölgesel iş birliğidir. Üçüncü adım ise siyasi katılımı derinleştiren ve yerel aidiyetleri anayasal düzen içinde teminat altına alan uzlaşma zemininin güçlendirilmesidir.
Güvenlik tedbirleri iktisadi ve toplumsal bir çerçeveyle tamamlanmalıdır. Ticaret yolları, enerji hatları, su kaynakları, göç yönetimi ve yeniden imar, rekabet sahası olmaktan çıkarılıp müşterek menfaatlere bağlanmalıdır. Bölge halklarının kaderdaşlığı, bölge dışında çizilen çatışma senaryolarından çok daha köklüdür. Türk'ün, Kürt'ün, Arap'ın, Fars'ın ve tüm inanç topluluklarının emniyeti, selameti ve geleceği birbirine bağlıdır.
Terörsüz bölge hedefimiz, egemen devletlerin adalet, karşılıklı saygı ve iş birliği temelinde kuvvetlenmesini esas alır. Terörsüz bölge hedefimiz bir asır önce emperyalistlerin paramparça ettiği bölgemizde dağılan parçaları yeniden bir araya getirme, birleştirme, bütünleştirme çabasıdır."
- "Türkiye modeli, dışarıdan ithal edilmiş hazır bir reçete değildir"
"Türkiye modeli" yaklaşımının temel unsurlarının neler olduğu ve Türkiye'nin bu tecrübesinin Suriye ve Irak başta olmak üzere bölgedeki çatışmaların çözümünde nasıl bir model teşkil edebileceği sorusu üzerine Kurtulmuş, şu ifadeleri kullandı:
"Türkiye modeli, dışarıdan ithal edilmiş hazır bir reçete değildir. Kendi tarihi müktesebatımızdan, anayasal nizamımızdan ve maşeri vicdanımızdan doğan bir usul siyasetinin yansımasıdır. Başarı sağlandığında ülkemiz, çatışmayı dondurmakla iktifa etmeyen, çatışma üretme zeminini ortadan kaldıran bir tecrübe sunacaktır.
Ana unsurları siyasi kararlılık, çok partili sahiplenme, açık müzakere, doğrulanabilir silahsızlanma, hukuki belirlilik, yargı güvencesi ve parlamenter gözetimdir. Şehit aileleri ile gazilerin hassasiyetini gözetirken evladını çatışmada kaybeden annelerin feryadını da duyabilmek, modelin ahlaki muvazenesidir. Yaklaşımın ayırt edici yönü, silah bırakmayı tek başına nihai hedef saymamasıdır. Silahın gölgesinden kurtulan siyasetin alanı genişleyecek, siyasette sözün itibarı yükselecek, yurttaşların talepleri demokratik siyaset ve sivil toplum kanallarında karşılık bulacaktır.
Devletin temel nitelikleri, üniter yapı ve resmi dil tartışmaya açılmadan, vatandaşlık bağları kuvvetlendirilecektir. Güvenlik ile hürriyet, beka ile adalet, kamu düzeni ile insan haysiyeti birbirine rakip sayılmayacaktır.
Suriye ve Irak için teklifimiz, Türkiye'deki çalışmaların birebir kopyalanması olamaz. İki ülkenin tarihi ve toplumsal şartları ayrıdır. Aktarılabilecek olan usuldür. Silahlı yapıların tasfiyesi teyit edilmeli, siyasal katılım meşru kurumlara taşınmalı, meşru kuvvet kullanma yetkisi kamu otoritesinde toplanmalı ve muhtelif kimlikler eşit yurttaşlık içinde korunmalıdır. Müzakerenin yerli aktörlerce sahiplenilmesi, dış vesayetin sınırlandırılması ve uygulamanın bağımsız hukuk denetimine açık tutulması gerekir."
- Aşılması gereken kritik eşikler
Terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge hedefinin geçici olmayıp geri döndürülemez ve kalıcı bir kazanıma dönüşmesi için bundan sonra aşılması gereken en kritik eşiklerin ne olduğu sorusu yanıtlarken Kurtulmuş, "İlk eşik, örgütün bütün unsurlarıyla feshedildiğinin ve silahların bütünüyle devreden çıkarıldığının yetkili güvenlik birimlerince tereddüde yer bırakmayacak biçimde tespitidir. Kanuni süreç, bu tespit yapılmadan işlemeyecektir. İkinci eşik, uygulamanın şeffaf biçimde sürdürülmesidir. İyi hazırlanmış esaslı bir çerçeve, şeffaflık, eşit muamele ve etkili denetimle adil sonuçlar üretir." ifadesini kullandı.
Takip ve Değerlendirme Kurulu'nun Meclis'i düzenli biçimde bilgilendirmesinin, TBMM bünyesinde geniş bir siyasal temsil ile izleme komisyonu oluşturulmasının ve kamuoyunun doğru bilgiye erişmesinin sürece olan güveni besleyeceğinin altını çizen Kurtulmuş, üçüncü eşiğin ise zihni ve siyasi dönüşüm olduğunu belirtti.
Kurtulmuş, değerlendirmesine şöyle devam etti:
"Eldeki silahların bırakılması kafi gelmez, zihinlerdeki silahlar da terk edilmelidir. Bundan sonra öncelikle kullanılan dil düzeltilmeli ne ayrımcılığa ne de ayrılıkçılığa zemin hazırlanmalıdır. Ayrımcı ve ayrıştırıcı dil, şoven aidiyet anlayışı ve acıları oy hesabına dönüştüren siyaset geride kalmalıdır. Provokasyon, sabotaj ve dezenformasyon ihtimali hafife alınamaz. Bunlara karşı en kuvvetli tedbirimiz barış ve kardeşliği esas alan siyasi dil, hukuka bağlılık, kurumsal hazırlık ve sorumluluk duygusudur.
Son eşik, huzurun gündelik hayatta karşılık bulmasıdır. Gençler eğitim, teknoloji, sanat ve üretim imkanlarına kavuşmalı, bölgesel eşitsizlikler azaltılmalı, yatırım ve istihdam kalıcı biçimde artmalıdır. Bir daha hiçbir Kürt gencinin eline silah almayı aklının ucundan dahi geçirmediği, bir annenin evladını çatışmaya kurban vermediği ve siyasi fikirlerin silahsız biçimde serbestçe yarıştığı sistemde kazanımlar kalıcı hâle gelecektir."
- "Arzu ettiğim en mühim miras, ihtilafı düşmanlığa çevirmeden yönetebilen siyasi kültürün devamlılığıdır"
On yıl sonra geriye bakıldığında bu dönemin, Cumhuriyet'in ilk asrından devralınan en ağır meselelerden birinin milletin iradesiyle çözüldüğü dönüm noktası olarak hatırlanacağını vurgulayan Kurtulmuş, şunları kaydetti:
"Yaklaşık yarım asır boyunca canlarımızı alan, kaynaklarımızı tüketen ve aramıza tefrikanın girmesini amaçlayan terör örgütleri, hukuk ve demokratik siyaset içinde tasfiye edilmiş olacaktır. Devredeceğimiz mirasın özü, terör örgütünün silah bırakmasından daha derindir. Asıl miras, devlet aklı ile millet vicdanının aynı istikamette buluşmasıdır. Şehitlerimizin aziz hatırasına hürmet ederken yeni acıları önlemek, gazilerimizin fedakarlığını gözetirken evlatlarını kaybeden anaların sesini duymak siyasi ahlakın yüksek bir mertebesidir. Kaynaklarını terörle mücadeleye sarf eden Türkiye, enerjisini eğitime, yüksek teknolojiye, üretime, sosyal refaha ve bölgesel kalkınmaya teksif edecektir.
Örneğin son dönemde benim de katılmaktan büyük memnuniyet duyduğum Gabar'daki petrol çıkarma merasiminin, Cudi'deki Hz. Nuh'u anma şenliklerinin geniş bir katılım ve huzur içerisinde yapılması, yaşadığımız dönüşümün gündelik hayattaki etkisini şimdiden göstermektedir. Çocukların çatışma sesleri arasında büyüdüğü yıllardan, fikir ve kabiliyetleriyle yarıştığı bir döneme hızlıca geçilmektedir.
Arzu ettiğim en mühim miras, ihtilafı düşmanlığa çevirmeden yönetebilen siyasi kültürün devamlılığıdır. İnanıyorum ki Gazi Meclisimiz, farklılıkların çatışma sebebi olmadan müşterek hukuka bağlanabildiğini ispat etmeye devam edecektir. Cumhuriyet'in ikinci asrı, kardeşliği temenni olmaktan çıkarıp kurumlara, adalete ve eşit vatandaşlığa emanet eden bir yüzyıl olarak yükselecektir."